a gentle reminder
Ocak 29, 2008
solved
kalkiyorum ve evin icinde biraz dolaniyorum. soguk taslarda dikiliyorum bir sure. uyanmaliyim. bi sigara buluyorum ve ocaktan yakmayi akil edebilecek kadar saskinligimi atlatabildigimi farkediyorum. uyku. tek istedigim sey uyku. esyalarimi ust uste diziyorum ve bavuluma tikiyorum. annemin yanina uzaniyorum tekrar. alarmi kuruyorum. on dakika kadar daha uyuyabilirim. ama dondugum anlar izin vermiyor. sirtimi opuyor, sag omuzumdan omuriligime uzanayaziyor dudaklari, irkiliyorum. 'yuzune dokunmak istiyorum'. annem o an uyaniveriyor ve 'bavulunu hazirladin mi kizim' diye soruyor bana. 'hazirladim anne'. peki ben ne zaman hazir olacagim. ezan basliyor. ezan mazeret oluyor sabahin serinligi ve hava aydinlanmadan yola cikmanin tedirginligi ile ustume coken bu agirliga. yillar oncesi gordugum bir ruyayi hatirliyorum. ruya o kadar karanlik ki bir seyleri gorebiliyor olduguma sasiyorum. sesler cok canli. bir guruh toplanmis gulusuyor. kimse susmayacak sanki. kimse ne sussa, ne gulumsemese de bir sey olmayacak sanki. oradaki her insan, herkesi 'kendiymis' gibi hissediyor cunku. orada sadece bir 'ben' var ve kim oldugunu kimse dusunmuyor. sadece orada olmasi onemli olan. sadece orada oldugu hissedilen. bir insan gibi ama oldukca da kalabalik. varlik baska bir yerde degil. gozlerimi kapattigim an duracagim yer yine orasi. mutluluk baska benlere ulasmakla mi mumkun sadece. ama bazi insanlar kendilerini sadece ruyalarinda hatirliyorlar. uyaniyorlar ve iyi ve akilli gorunmek icin yapma gulumsemelerine ve sozlere geri donuyorlar. ne kadar yazik. amma da sehirli. ne istiyorlar hayattan. ne elde edeceklerini umuyorlar. oylesini ya da boylesini. ama hic kendisini degil. uykuda kacabileceklerini umuyorlar. ruyalarda bile unutacaklar ya kendilerini. mustehak olacak. o iste, geberttigi cocuklarini hayati boyunca aramaya mahkum olan kadin gibi arayacaklar bir bir katlettikleri benliklerini. ve yardim etmek icin birkac joker disinda kimse olmayacak yanlarinda. o jokerleri de harcayarak ulasacaklar dipsiz yalnizliklarina.
ben bir bahcede, ellerimi gobegimde birlestirmis, yine bulutlari izliyor olacagim. deniz bocekleri saclarima uzaniyor olacak. gokyuzunu izlemeyi ne cok sevdigimi biliyor olacagim. gunesi bile golge olmakla suclayacagim uzandigim diyarlara.
anahtarlari masaya birakip evden cikiyorum. sanki son kez yapiyormusum gibi. sanki daha once hic son kez yaptigimi sandigim zamanlari hatirlamazmisim gibi.
Ocak 14, 2008
wild is the wind
ruyamda ucurum gordum. baktim baktim asagi, cok korktum, atladim hemen. ucuyodum filan. ucmak miydi, dusmek miydi bilmiyorum, uyanmisim. asagi dogru neden ucar ki bi insan. zaten dusceksin. neyse. hala ucuyor olabilirim oralarda. belki dusmusumdur. ruya dediginde uculur. birbirimizin ruyasina yatabiliriz. bu geceki ruyani ben gorebilirim -ben cok guzel ruya gorurum-. bu gece gordugum ruyanin senin ruyan olduguna inandirabilirim kendimi. hipnogojik bir anda bulusabiliriz. iste o, tam uykuya dusmeden onceki sacma anda. ruyadan bile sacma olabilir. bir ayak parmagi olarak gorebilirim misal seni. belki gormusumdur. ruyamizdaki herkes kendimizmisiz diyolar ya. nerden biliyolar. belki benim ruyamdaki herkes sensin. ama biri daha cok sensin. o birini ayirt edemiyorum ki ben. ruyamda gordugum ayak parmagi sen misin, yoksa sen oldugunu sanan bir ayak parmagi mi goruyorum? -evet evet, kelebek.-
bilmiyorum. insan bir seyden uzaklasirken bir seye yaklasiyor olmali. ben sadece kara delikler goruyorum. oyle bir yol iste. bir tunel. basladigi ve bittigi yer ayni, tek boyutlu yani, ama, eni var saniyorum -aslinda sirf bu yuzden yuruyorum-. oyle ki, gectigim tunelin en sonunda, yurumeye devam eden ben'in sirtini goruyorum. ama, nasil mumkun olur, ben ne zaman gectim oralardan, gectim mi, geciyor muyum, noluyor, ne oluyor ne. bir seylerin oldugu dusuncesine bu kadar alistirmamaliydim belki de kendimi. sicarsin oyle tunellerde. karanlik zaten. cok korkarim. ben zaten her seyden cok korkarim.
korkarim yani.
Aralık 30, 2007
ölemedim bu
with the passings of seasons.
koştum, koştum
önüme bakmadan, nefesimi duymadan. oradaydı işte! uzaklaşmıyordu bile, duruyordu. bir kara deliğin içine saklanmıştı sanki. koşuyordum hep koşuyordum. tanrım. yetişemiyordum. yeterince hızlı koşmadığıma inanıyordum. orada durduğuna inanıyordum. uzaklaşmıyordu bile. koştum, koştum... önüme bile bakmadan. nefesimi duymadan. yetişemeyeceğim bir yere, yetişeceğime inanarak, yetişemeyeceğimi bile bile koştum. geleceği unutmuştum, muhtemelen ölecektim, gelecek korkutamazdı beni, ölüm nasıl bir gelecek olabilirdi. böyle giderse ölecektim. ama koşuyordum, mesafeleri kısaltıyordum, mesafelerin kısaldığına inanmıştım, bir yerde kapanacağına inanmıştım. çok inanmıştım. mesafe kısalmıyordu işte. göremediğime inanabilirdim en fazla. doğanın yasaları değişmezdi. ama, bekle, doğanın yasalarını koyan ben değil miydim. mesafe katedilerek kısalamazdı artık. buna inanabilirdim. gözlerim kızarıyordu. neden işkence ediyordum kendime? neden vücudumu almadan ayaklarımdan süzülen kanla beslenmeliydi toprak? neden ayağımdan tutup çekmiyordu içine? o da kendisi üzerinde beni tepinmeye iterek işkence mi ediyordu kendine? koştum, koştum, koştum... yetişemedim ona. geç kalıyodu ölüm. koşmalıydım öyle. koşmalıydım. yetişemeyeceğimi bilerek, yetiştiğime koşarak, yetişemediğime inanarak
Aralık 13, 2007
gidici
şimdi tüm bunların nasıl bu hale geldiğini anlatacağım.
bir kere korkuyorum. it gibi korkuyorum yani.
ben almış başını gidiyor.
nereye gidiyorsun ben?
illa giderken mi tanışmalıyız yani? durasana bir.
barışsana bana.
işte yine anlatamadım.
diyorum ki; ah ulan diyorum,
allah belanı versin, gözün çıksın, başını da alsın gitsin.
yazarak yas tutacağım inat. sen ne utanmaz,
arlanmaz biri oldun çıktın da, bana
bulaşacakmışsın diye ödüm kopuyor.
vebaymış gibi tutuyorum kalemini.
ben isyan ettikçe tir tir titriyor ellerin.
susmayı biliyorsan, defolup gidebilirsin de.
nereye gideceğim diyeceksin ya, işte
çok haklı olacaksın.
yabancı olduğundan haberdarsın belki de - bunu düşünmek
beni sevindiriyor. bak ama, hala burdasın.
ben durmayacağım ama.
ben alıp başını gidecek.
gitti-
Kasım 29, 2007
mesela
kis mi kis bir gun. disarisi ben diyim elli derece, sen de cus. hakikaten cok soguk yani. evimden bile soguk lan. jipimsi bir seyin icine dolusmusuz. battaniyemiz var. ortada ne kadar bacak varsa sahiplenmisiz. biri kitap okumaya calisiyor, rahatsiz. heidegger ve nietzsche demeden de bir seyler hakkinda karara varabilecegimiz gunlerin birinden biri oysa. iste tam bugun o gunu aniyorum. backstabber calsin istiyoruz. cok istiyoruz. kudurmak istiyoruz, delirmisiz. sofor bizi cok iyi anlayacak, biliyoruz. 6 saattir yoldayiz sofor. bu evin icinden fare cikarsa allah belami versin bir daha girmem iceri. ne diyordum. hah! sofor. sofor hans. hello miray, this is hans speaking. hello hans. what've you been up to. sofor kirmiyor bizi. camlar bugu icinde sofor, nefes alamiyoruz. gebersek de kurtulsak diyoruz su calgary denilen sehri solumadan. 'biz baslamazsak ancak durdurulabiliriz'. backstabber backstabber backstabber backstabber backstabber backstabber backstabber backstabber. omrumuz boyunca backstabber diyerek arabadaki herkesi tuketecegiz sanki. 'kendimiz de tukenecegiz. daha beter olacagiz'. backstabber! hope grabber! shit lover! off brusher! diye yirtinacagiz iste. sarki dedigin de bir yerde bitiyor zaten. aramizdaki inek icin zavallilasiyoruz o an. bak bak disari. rocky daglari bitecek mi bakalim. bugudan da ne goruyorsan. ilk girecegimiz kafede heyecanimizi somurtarak ket ket ketleyeceksin, bilmiyorsak ne olalim. ben doktor olayim. annanem cok ister. cinliyi de alacaktik var ya. kesmedigi arap, paki kalmayacakti. kelebegiyle oynuyorsun diye sana neler yapacakti. iyi ki almadik lan. icmesini bilmeyecek ve kafasini arada duvarlara gecirecekti. sen son enerjinle bulasiga duserken omzundan opecekti ve noluyoruz lan olacaktin. once sakin olacakti. sonrasi gelirdi. sonra giderdi. her sey bir gider, bir gelirdi. gelmeden giderdi hatta bazen. gelir ve donmek uzere giderdi. gider ve bir daha donersem benim allah belami versin derdi. bir yerde canina tak ederdi.
ve etti.
tak etti.
kalbim yerinden cikacakti. beni bu kadar korkutacagini hic dusunmemistim. ah ne aptal davranmistim. olmayacakti. benim orospudan farkim yoktu. o ise sadece uzgundu. hem inandigi, hem inanmadigi icin uzuluyordu belki. mutfak masasinin ustundeki oteberiye kadar tutabilmisti iste ancak kendini. oralardan oyle hoykurmek kolay. bak gor gelip de nasil teselli edecegim simdi seni. aptal. benim icin aglamanin hep cok basit bir sey oldugunu sanmisti. oysa basit olan her sey bizden cok uzak olmaliydi. elleri bana hep guzel gelmeliydi. yuzume her baktiginda beni parcalara ayirabilecegini dusunmemeliydi. basit olani secmeseydi. ah iste. secmeyeydi. okham'in usturasiyla biciyordu, desiyordu; fiilen ne kadar korkunc sey varsa sakinmadan sapliyordu orospu yanlarima. hala iyi biri oldugunu dusunuyordum. agac yandiydi kul olduydu da, hala agac mi degil mi, neydi bilmeye calisiyorduk. insani insan yapan ne var lan. simdi o seyler neyse, teker teker yok olunca nasil insan diyeceksin karsindakine. insan degilse ne olacak dahasi. 'iki ayakli huzun'.
bunlari da dusunuyordum. surekli. bi kafede kitap okuyordum. aklim karisiyordu. kitap okumaya calisiyordum. capraz masadaki kiz susmak bilmiyordu. asil orospu diye ona denirdi. keyfimizden mi burda duruyoruz saniyorsun. hepsi serefsiz dogalgazcilar yuzunden. cat diye keserler. usumeyeyim diye alim olursun. ama yine de hicbir zaman vaktinde odemezsin faturani. kizmayi da sevmezsin hic kendine. herkes ne kadar da sahane. herkes ne de bicim oyuncu. sosyal bilimciler kuraldan, prensipten anlamayacaklar mesela. illa corba, illa corba koyacaklar onunuze. e ama ben sunla gelmistim diyeceksiniz, vallahi olmaz, birakmayiz bunu yiyeceksin diyecekler. canlari cehenneme. topunu siliyorum var ya. kime neyse.
ah, oguzcugum atay. yemin ediyorum sen bilirdin hepimizi. karsinda esyaya donusmeyen birkacimiz kalirdi, onlar da artardi. kalanlar da hep artanlar miydi. daha da bolunemediklerinden miydi. ne bilecektim.
Kasım 25, 2007
shift
turk kahvesi cok seviyorum. cezvede turk kahvesi pisirmek kesinlikle sut kaynakmaktan daha kolay olyore. her gun sicak cikolata diye iccegim sutun yarisindan fazlasini tasirarak heder ediyorum. evet. heder etmek. ocagi dahil yani.
kari kocalar var ya. evli boyle. kendimi onlar gibi hissediyorum bazen. evet, icimde evlendikten sonra birbirine yabancilasan bir kari koca cifti var gibi, aynen.
ust katta yine insanlar birbirlerini olduruyorlar. cok fena.
camasirlarimi yikadim, astim. nevresimlerimi degistirdim. bunlari yaparken bir yandan oi ile ugrastim. gobegini isirdim. patisiyle yuzumu oksadi. patisini de isirdim. koslamsi bir seyle her yeri parlattim. tutunamayanlarimi kaptim. erdege gidiyorum. bu.
bildigin kis var disarda.
Etiketler: scooter'lar, sonbahar, tatil
Kasım 22, 2007
nantes.
olumun konu oldugu yerde daha ciddi bir sey yok. artik tutamiyorum.
ayca'nin nasil, nereye gittigini bir turlu aklim almiyor. gazetede resmine bakiyorum, kanim donuyor. her gun basligina bakiyorum. tekrar tekrar, bakiyorum. ayca donmuyor.
hani oyle bir kadindi ki, oyle delice bir seydi ki, bir kere gormeniz bile, gunlerce kayip olmasina ragmen 'bir yerden cikar gelir' hissi olusturmasi icin yeterdi size. durusundaki gucluluge, 'kendi gibilige' icten ice oykundugum bir an hatirliyorum. cocuk gibiydim ben sanki. ama cok 'sahi' gorunuyordu ayca. oyle gorunuyordu yani. kayboldugu gunden beri neredeyse her aksam uzeri aniden ustume cokuyor bir his, fena yoruluyorum. oyle de karanlik ki. ucube. canim sikiliyor canim. olum neden bu kadar kotu? olen insani bir daha goremeyecegimiz icin mi uzuluyoruz acaba? peki neden zaten hic gormedigimiz bir insani 'bir daha' goremeyecegimiz icin uzuluyoruz ki? yoksa o'nun adina mi uzuluyoruz? onun adina nasil uzulebiliyoruz? ona ne oldugunu biliyor muyuz. hayati bu kadar guzel, bu kadar yasamaya deger mi buluyoruz ki, o'nun bunu goremedigi icin ofkeleniyoruz ona? bize sikici bir oyunu oynamaya devam eden aptal cocuk oldugumuzu hatirlattigi icin mi? o kadar cesaretli olmadigimizi yuzumuze carptigi icin mi? sahiden boyle mi hissediyoruz ya. biz hayati bu kadar kiymetlerken baska birinin onu aniden harcaybilmesi cimri yaslilar gibi hissettiriyor mu bize kendimizi hic? olumle karsilastirilabilecek kadar guclu fakat 'guzel' bir sey var mi hayatta? olum de hayata dahil mi?
ayca.
donecek bir evin var miydi?
herkes seninle konusup duruyor.
herkes senin uzerinden kendiyle hesaplasiyor.
hesap kitap bu dunyada kaldi yani.
artik rahat ol.
cat kapi cik gel belki de. severdim hesabiyla, kitabiyla zaten de.
kim tutar,
kim tutacak, kim?
Archives
10/2006
11/2006
12/2006
01/2007
02/2007
03/2007
04/2007
05/2007
06/2007
07/2007
09/2007
11/2007
12/2007
01/2008
